ATATÜRK'ün HAYATI

 

1-EĞİTİM VE ÖĞRETİM (DOĞUMU,AİLESİ VE ÇOCUKLUĞU)

 

Atatürk,1881 yılında Selanik’te doğmuştur.Doğum günü kesin olarak bilinmemektedir.Mayıs ayında
doğduğu tahmin edilmektedir.Atatürk doğum gününü soranlara, “neden 19 Mayıs olmasın” cevabını vermiştir.
Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım,Makedonya,Teselya fatihlerinden bir aileye mensuptur.Anadolu’dan gelip Selanik’in göl bölgesinde yerleşen Hacı Sofu ailesinden Feyzullah Ağa’nın kızıdır.
Atatürk’ün babası Ali Rıza Efendi,Kırmızı Hafız diye anılan öğretmen Ahmet Efendinin oğludur.Yıllarca gümrük,evrak memurluklarında bulunmuştur.Daha sonraları, özel iş hayatına atılıp kereste ticareti yapmıştır.
Atatürk’ün yetişmesi üzerinde annesinin ve babasının büyük etkileri olmuştur.
Annesi Zübeyde Hanım,beyaz tenli,açık sarı saçlı,yüksek iradeli,sağ duyu sahibi,sağlam karakterli,dindar,beş vakit namazını kılan sofu bir hanımdı.Annesi Zübeyde Hanımın dindarlığı,Atatürk’e ülkücü insan kişiliğini kazandırmıştır.
Sağduyu ve yüksek onur sahibi Zübeyde Hanımın davranışı,bir olay vesilesiyle belirli bir şekilde ortaya çıkmaktadır.
“Anne Zübeyde Hanım,oğlu genç Mustafa Kemal’in Selanik’te kendi evinde II. Abdülhamit yönetimine karşı çıkan bir takım arkadaşlarıyla yaptığı toplantıda nelerle uğraşıldığını öğrenince padişaha karşı çalışmalarından ürkmüş,ancak Mustafa Kemal’in işi kendisine anlatması üzerine meseleyi kavrayıp;”gizli şeyleriniz varsa ben saklayayım,muvaffak olmak zordur,mahvolmak daha tabiidir”,dedikten sonra şöyle konuşmuştur.
“Evladım bir gün bu işler olduktan sonra seni namus ve haysiyet sahibi olanlarla görmezsem işte o zaman meyus olurum.Ben senin kadar okumadım,senin kadar bilmem,seni gördüğüm,anladığım şeyleri yapmaktan seni men etmeye kalkışmam,yalnız dikkat et,esas muvaffak olmaktır,muvaffak olmaya çalış.”Bu öğüt,çok zeki ve sağduyulu bir annenin oğluna öğüdüdür.
Babası Ali Rıza Efendi ileri görüşlü,kişiliği olan bir insandır.Makedonya’da batıdan sızan yeni fikirlere açık ve saygı duyan bir kişi idi.
Ali Rıza Efendi oğlu Mustafa’ya “ adam olmak için,okumak,öğrenmek şarttır başka çare yoktur.”demiştir.
Atatürk babasını az hatırlamakla birlikte,onun zeka,azim ve iradesini dile getirir,modern düşünceli bir kimse olduğunu söylerdi.Ali Rıza Efendi,1876’da Sırbistan’la savaş başladıktan sonra Selanik’te gönüllülerden kurulu bir taburda üsteğmen olarak görev yapmıştır.
Anne ile babanın karakterini ve düşüncelerini göstermesi bakımından,genç Mustafa’nın okula başlama olayı ailede bir anlaşmazlık konusu olmuştur.
Atatürk anılarında bu olayın çözülmesini şöyle dile getirmektedir:
“Nihayet babam işi mahirane bir surette halletti.Evvela merasimi mutade ile mahalle mektebine başladım.Bu suretle annemin gönlü yağılmış oldu.Bir kaç gün sonrada mahalle mektebinden çıktım.Şemsi Efendinin mektebine kaydedildim”.
Bu olay,genç Mustafa’nın yetişmesi bakımından ilgi çekicidir.
Öncelikle şunu belirtelim.Ali Rıza Efendi ileri görüşlü,batılı fikir ve düşünceye açık kişidir.İyi bir aile babasıdır.Eski Türk adetlerine göre,kadının aile ocağında hakkı ve yeri olduğu inancı içindedir.Despot bir aile reisi değildir.Ali Rıza Efendi,sevgili eşini kırmamak için önce onun isteğini yerine getirmiştir.
Ali Rıza Efendinin bu tutum ve davranışının oğlu Mustafa’ya büyük etkisi olmuştur.Toplumda kadının yeri ile ilgili ilk dersi babasından almıştır.
Atatürk pek genç yaşta babasını kaybetmiştir.Ailenin durumunun sarsılması üzerine,Zübeyde Hanım, iki çocuğunu alarak kardeşi Hüseyin Ağa’nın yanına gitmiştir.Ancak Zübeyde Hanım tarlada bekçilik yapan oğlunun tahsilsiz kalmasına razı olmadığından teyzesinin daveti üzerine Selanik’e dönmüştür.
1984’te Selanik Mülkiye Rüştiyesine giren Mustafa burada tahsilini tamamlamak imkanını bulamadı.Müdür yardımcısı ve matematik öğretmeni Kaymak Hafız çok sert ve haşin bir kişi idi.Kaymak Hafız’ın insafsızca dayak atması,genç Mustafa’nın bu okuldan uzaklaşmasına sebep olmuştur.Bu olay yıllar sonrası,büyük Atatürk’ün batıya dönük öğretim ve eğitim reformu yapmasının bir sebebini teşkil edecektir.
Genç Mustafa,annesinden habersiz ve onun rızasına karşı şahsi teşebbüs gücü ile Askeri Rüştiye’ye girmiştir.Mustafa Kemal’in askerliği severek asker olmasının beklide baş sebebi babası Ali Rıza Efendinin gönüllü taburunu kurarak,üsteğmen rütbesiyle vazife yapmış olmasıdır.Belki de doğduğu gün baş ucuna asılan,askerliğin sembolü olan,babasının hatırası olan kılıç,belki de karamanlık türkülerinden oluşan ninnilerdir.
Disiplinli ve kuvvetli öğretim ve eğitim ile şöhret bulan Selanik Askeri Rüştiyesi,genç Mustafa’nın yetişmesinde önemli rol oynamıştır.Zekası ve kabiliyeti ile arkadaşları arasında birdenbire sivrilen genç Mustafa,hocalarının dikkatini kısa zamanda çekmiştir.Bir gün matematik öğretmeni yüzbaşı Üsküp’lü Mustafa Efendi,Mustafa’ya şöyle seslenmiştir.
-Senin de adın Mustafa,benim de.Arada bir fark olmalı.Senin adının sonuna bir de Kemal koyalım.
Takdir ve teveccüh sonucu,Selanikli genç delikanlının artık bundan sonraki adı Mustafa Kemal’dir.
1986’da,Mustafa Kemal,Manastır Askeri İdadisine girer.Kendi kendini yetiştiren Mustafa Kemal Selanik’te tatile gittiğinde bir papaz okuluna giderek Fransızca bilgisini arttırdı,ancak bir subay adayının bir yabancı okula gitmesinden o zamanki idare kuşkulanır ve yasak eder.
Bu yasak olayı belki ileride,Mustafa Kemal’in büyük devler adamı olarak batıya açılışının bir sebebini teşkil edecektir.Mustafa Kemal’in Fransızca öğrenme isteği,batı kültür hazinesinden yararlanmak içindir.Genç bir delikanlının,bunu hissetmesi ve duyması,sadece Mustafa Kemal’in kendi kendini tatmin etme isteğinden değil,aynı zamanda kültürlü ve bilgili olmasının çevre ile olan ilişkilerinde yararlı ve gerekli olmasındandır.Bu bilinçli davranış,çevrede oluşan akımları izlemek ve doğru değerlendirmek ihtiyacından ileri gelmektedir.
Manastır Askeri İdadisinde,daha sonraları ünlü hatip olan Ömer Naci ile arkadaşlıkları,Mustafa Kemal’in şiir,edebiyat ve hitabete ilgisini uyandırır.
Manastır İdadisinin değerli ve milliyetçi tarih hocası kolağası Mehmet Tevfik Bey,genç Mustafa Kemal’in tarihe ve özellikle Türk Tarihine merak sarmasında başlıca rol oynamıştır.Hoca Tevfik Bey’e minnet borcu olduğunu dile getiren Mustafa Kemal;ileride Türk Milletinin kaderini tayinde tarih biliminden yararlanacak,Türk Tarihinin tarihi zenginliğini tarih inkılabıyla ortaya koyacaktır.
1897 Osmanlı-Yunan Harbi,16 yaşındaki genç Mustafa Kemal’i çok etkilemiştir.
“Gençlik hayatımın en heyecanlı günlerini yaşadım.Yaşımın küçük olmasına rağmen bu savaşa katılmayı çok istemiştim.Az daha gönüllü müfrezelerin arasına katılıp gidecektim”.
Türk-Yunan Harbi ve Balkanların genel siyasi durumu,genç Mustafa Kemal’de büyük yankılar yaratmış,onda babasından intikal eden milliyetçili ruhunu ve aşkını kamçılamıştır.Ayrıca bu olayda çevrenin,Balkanların siyasi ve ekonomik çalkantılarının da etkisi olmuştur.
1899 yılında İstanbul’da Harp Okuluna piyade olarak giren Mustafa Kemal,1902 yılında Teğmen Rütbesi ile okulu bitirmiştir.Harp Okulu öğrencisi Mustafa Kemal arkadaşlarıyla birlikte,hürriyet fikrini aşılamak için okulda el basması bir dergi çıkarmıştır.Daha sonra yasaklanan bu dergi genç Mustafa Kemal’de hürriyet mücadelesi fikrini yaymak ve bunun asker arkadaşları üzerinde etkili olmasını sağlamak düşüncesinin bir mahsulü saymak gerekir.
1905 yılında da Harp Akademisini Kurmay Yüzbaşı olarak bitiren Mustafa Kemal,yeni ve ileri fikirlerin temsilcisi,hürriyet aşığı bir idealisttir.


2-SAMSUN YOLCULUĞU ÖNCESİ ASKERİ HİZMETLERİ


1.SURİYE ve MAKEDONYA’DAKİ ÇALIŞMALARI,TRABLUSGARP ve BALKAN SAVAŞLARI
Harp Akademisini bitiren genç Kurmay Yüzbaşı Mustafa Kemal bir göreve tayinini beklerken,Sultan Abdülhamit yönetiminin jurnalcilerinin el birliği ile yakalanır ve tutuklanır istibdat idaresinden ilk dersi alan Mustafa Kemal,daha sonra tayin edildiği vazifeye hürriyet ve istiklal aşkı ile bilenmiş olarak gider.
Şam’a gitmeden önce,Beyrut’ta arkadaş çevresinde yaptığı konuşmalarda “dava,yıkılmak üzere bulunan bir imparatorluktan, önce bir Türk devleti çıkarmaktır.”diyerek,hem Osmanlı Devleti’nin yıkılışını önceden sezer,hem de Türklerin millet olarak milli bir devlet kurma zorunluluğunu dile getirir.
Sınıf arkadaşı General Ali Fuat Cebesoy’a göre,”Milli Misak’ın esaslarını kolağası Mustafa Kemal 1907 yılında tespit etmiş vatanını tehlikeden kurtarmak için ne gibi çareler düşünülüp bulduğunu cesaretle ortaya koymuştur.
Meşrutiyet’in ilanı Mustafa Kemal’i tatmin etmemiştir.Mustafa Kemal’de yer eden temel fikir,batılı anlamda yeni ve modern bir devletin kuruluşudur.
Selanik’te arkadaşları ile konuşan Mustafa Kemal “İnkılabı tamamlamak lazımdır.Biz bunu yapabiliriz.Ben bunu yapacağım,bugüne kadar yapılan inkılap kafi sayılmaz.Fazlasını yapacağız.”demiştir.
Devlet idaresinde yanlış ve hatalı tutum ve davranışları sebebiyle İttihat ve Terakki Partisinin yöneticileri ile tam bir uyuşmazlığa düşer.Ordunun politikanın dışında kalmasını savunur.
İtalyanların Trablusgarp saldırısı,kolağaz Mustafa Kemal’i gönüllü olarak hizmete yöneltir.Bingazi,Derne ve Tobruk bölgelerindeki başarısı ve İtalyanların büyük kuvvetlerle tuttukları Nadora tepesini geri alması ve düşman birliğini yok etmesi,Mustafa Kemal’in askerlikte şansını açar ve 27 Kasım 1911’de binbaşı olur.Harbin talihi İtalyanlara güler ve Osmanlı Devleti bu harbin mağlubu olarak Uşi(Ouchy)Barış Antlaşması’nı imzalar.
Balkan Savaşı başlayınca Mustafa Kemal,İstanbul’a dönüp yeni savaşta bir görev almak ister.Daha yolda iken hemen bütün Rumeli’nin elden çıktığını ve Bulgarların Çatalca’ya kadar ulaştıklarını öğrenir.Üzüntüsü sonsuzdur.Doğup büyüdüğü Selanik artık ülke sınırları dışındadır,mazinin şerefli hatıralarını saklayan tarihi bir şehirdir.
Trablusgarp dönüşü Mustafa Kemal Bolayır’da bulunan kolorduda görev yapar.Eski Balkan müttefikleri arasında çıkan uyuşmazlık üzerine,Bulgarların işgal ettikleri yerlerin geri alınması için Osmanlı Askeri Birlikleri ileri harekete geçer.Edirne’ye giren ilk atlı tugay binbaşı Mustafa Kemal’in olduğu halde,onun adı hiç duyulmaz.Sırtını İttihat ve Terakki Partisi’ne dayayanlar,Edirne Fatihi olarak ün alırlar.
Mustafa Kemal,29 Eylül 1913’te Sofya’ya ateşimiliter olarak tayin edilir.Böylece,İttihat ve Terakki Partisi yöneticileri onu fiilen ordudan,ordu saflarında aktif hizmet görmekten uzaklaştırmış olurlar.Binbaşı Mustafa Kemal,Sofya’da görevli bulunduğu sırada 1 Mart 1914’te yarbaylığa yükselir.
2. I.DÜNYA SAVAŞI
Osmanlı Devleti’nin harbe katılmasından sonra Yarbay Mustafa Kemal,vatan müdafaasında aktif görev yapmak için,,Harbiye Nazırı Enver Paşa’ya başvurup vazife ister.
“Arkadaşlarım muhabere cephelerinde ateş hatlarında bulunurken ben Sofya’da ataşemiliterlik yapamam” diyen Mustafa Kemal’e Çanakkale’de bir tümen komutanlığı verilir.
Tümen Komutanı Yarbay M. Kemal’in Conkbayırında karşılaştığı bir olay onun kahramanlığını dile getirir.
Yarbay M. Kemal Conkbayırına vardığında 9.Tümene bağlı 17. alayın ufak bir birliğinin cephanemiz tükendi diyerek çekilmekte olduğunu,onların gerisinde de kalabalık düşman askerlerinin ilerlediğini ve Conkbayıra ulaşmak üzere bulunduğunu görür.
Erlere seslenen Yarbay Mustafa Kemal,olayı şöyle dile getirmektedir:
-Niçin konuşmuyorsunuz?
-Efendim düşman,
-Nerede?
-İşte diye 261 rakımlı tepeyi gösterdiler.
-Düşmandan kaçınılmaz dedim,
-Cephanemiz kalmadı dediler.
-Cephaneniz yoksa, süngünüz var dedim,
Bağırarak süngü tak emri verdim ve yere yatırdım.
Süngü savaşı ile Conkbayır o an düşman eline düşmekten kurtulmuştu.Kazanılan o an, düşmana karşı kazanılan bir zaferi simgeliyordu.
Daha sonra aynı bölgede düşman karşısında ölüm kalım savaşı veren Yarbay Mustafa Kemal,Arıburun’da askeri birliklerine şöyle sesleniyordu:
“-Size ben taarruz emrediyorum,ölmeyi emrediyorum.Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler ve kumandanlar kaim olabilir.”
Yarbay Mustafa Kemal’e göre,”bu öyle alelade bir taarruz değil,herkesin muvaffak olmak veya ölmek azmiyle harekete teşme(çok istekli)olduğu bir taarruzdur.
13 Nisan 1915’te kazanılan bu zafer daha sonra üstün düşman kuvvetlerine karşı azimle,sebatla,cesaretle savaşmanın,şerefini taçlandırmıştır.Mustafa Kemal’in bu muharebelerde durumu çabuk kavramak,çabuk karar vermek,kararını enerji ile uygulamak ve sorumluluktan çekinmemek suretiyle gösterdiği yüksek komutanlık yeteneği ona Arıburun yöresinin tek komutanı olma imkanını sağlamıştır.Zaferin insanı Mustafa Kemal 1Haziran 1915’te albaylığa yükselmiştir.
Anafartalar grubu kumandanlığına tayin edilen Albay Mustafa Kemal,daha geniş bir bölgenin savunma sorumluluğunu üzerine alır.Bu bölgede çok çetin muhabereler cereyan etmektedir.10 Ağustos 1915’te sabah erkenden Conkbayırı’ndan yapılacak ve Çanakkale savaşlarının kaderini belirleyecek saldırı için Albay Mustafa Kemal büyük bir hazırlık içindedir.Seri ve ani bir baskınla düşman mağlup edilecektir.Askeri birlikler taarruza hazırlanmıştı.Aydınlık olur,ortalık ağarırsa düşman askerlerimizi görebilecek,düşmanın piyade,mitralyöz ateşi başlayacak,kara ve deniz toplarının mermileri sıkı bir düzen içinde duran askerlerimiz üzerinde patlarsa,hücum imkansız olacaktı.İşte bu an,Albay Mustafa Kemal,hemen ileri koşuyor, en ön safha askerlere emir veriyor:
“Askerler!Karşımızdaki düşmanı mağlup edeceğimize hiç şüphe yoktur.Fakat siz acele etmeyin.Evvela ben ileri gideyim.Siz ben kırbacımla işaret verdiğim zaman hep birden atılırsınız.”
Albay Mustafa Kemal’in havaya kaldırdığı kırbaçla birlikte hücum da başlamıştır.Bütün askerler,subayları ile birlikte,bir saniye sonra düşman siperleri içinde düşmanın silah kullanmasını,a fırsat vermeden boğaz boğaza kahramanca mücadele etmişlerdir.Böylece saldırı başarıya ulaşmış,kahramanca mücadele sonunda ilk hatta bulunan düşman tamamen imha edilmiştir.
Conkbayırında düşmana indirilen bu darbeden sonra,Anafartalar cephesinde önemli bir savaşa rastlanmamaktadır.Kısa bir süre sonra,tam bir yenilgiye uğrayan İngiliz ve Fransız askeri birlikleri Çanakkale’den çekilirler.
Albay Mustafa Kemal’in Gelibolu Yarımadası’nda kazandığı büyük başarı tarihin gidişini değiştirmiştir.Gerçek kahramanlığın en yücesine yükselen Albay Mustafa Kemal,iki kere İstanbul’u kurtarmış,Türk milletinin kalbimde en sıcak yeri almıştır.
Önce Edirne’ye daha sonra Diyarbakır’a kolordu komutanlığı tayin edilen Albay Mustafa Kemal,19 Mart 1916’da generalliğe yükselmiştir.Doğuda Ruslara karşı çok önemli ve büyük bir zafer kazanmıştır.Büyük bir çevirme harekatı ile Ruslardan Bitlis ve Muş’u kurtarmıştır.Önce 2. ordu daha sonra,Yıldırım Orduları Grubu emrindeki 7. ordu komutanlığına tayin edilmiştir.Bir ara görevinden ayrılmak İstanbul’a gelmiş,Veliaht Vahdettin’in Almanya gezisine katılmıştır.Bu seyahatten dönüşte tekrar 7. ordudaki görevine dönmüştür.
Üstün düşman kuvvetleri karşısında yenilen Osmanlı Ordusu içinde,planlı olarak çekilmeyi başaran tek düzenli birlik Mustafa Kemal Paşa’nın komutasındaki askeri birliklerdi.Düşmana karşı eldeki askeri birliklerle sonuna kadar dayanmıştır.mütarekenin imza edilmesinden dört gün önce,Halep kuzeyinden taarruza geçen düşman kuvvetlerini başarı ile püskürtmüştür.
Harbin kaderi çoktan tayin olmuştu.30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Antlaşması ile Osmanlı Devleti devletlik sıfatını yitiriyor,aslında fiilen sona eriyordu.


3-TARİHİ KARAR VE SAMSUN YOLCUSU MUSTAFA KEMAL PAŞA


1.TARİHİ KARAR
Mondros Ateşkes Antlaşması ile Osmanlı Devleti fiilen sona eriyor,bağımsız devlet niteliklerini kaybediyordu.Asıl amaç,Türk millerinin ölüm fermanını düzenlemekti.Türklerin Ata yurdu haksız şekilde işgal ediliyor,saldırgan güçler,baskı,şiddet ve korku yaratarak,Türk insanını ölüme mahkum ediyorlardı.Bütün ülkenin havasında hayal kırıklı,ümitsizlik,kin ve iniltili esmekte idi.
“O zamanlar” n yazarı İsmail Habib,haksız işgallere,düşman zulüm ve baskısına karşı şöyle sesleniyordu:
“Biliyorsunuz ki ölmemek için ölümü göze alan bir milletin nasibi yaşamaktır ve onlarda bilsin ki ölen milletlerin dirildiği devirde dipdiri bir millet öldürülemez.”
Anadolu’nun haksız işgali,bağımsız ve özgürlükten yoksun bir milleti kaderiyle baş başa bırakmış,millet olarak varlığını korumaya yönelmişti.Türk milleti bu bunalımlı dönemde,kendi kendini de savunma ihtiyacının sonucu olarak bir kurtarıcı beklemekte idi.Olağanüstü bunalımlı dönem,Türk milletini tek bir amaca yöneltmiş,milleti tam bir dayanışma duygusu ile harekete zorunlu kılmıştı.Mustafa Kemal Paşa,bunalımlı dönemlerin şefi,lideri olarak Türk milletinin toplumsal vicdanında ve bilincinde yer almış,kurtarıcı olarak tarihi görevi üstlenmiştir.
Türk milletinin özgür ve bağımsız yaşama kararında yeni bir devlet kurma fikride vardı.Milletlerin bağımsız yaşamaları devlet olmakla,milletin hukuki ve siyasi kişilik kazanmasıyla mümkündü.
Teşkilat kurarak,silaha sarılarak,isyan ederek mevzii kurtuluş çarelerinin arandığı ümitsiz günlerde Mustafa Kemal Paşa’nın tarih sahnesine atılışı bir tesadüf veya bir cesaret işi değildir.Mustafa Kemal Paşa’yı milli ihtiyaç ve zorunluluklar ortaya çıkarmış,kişiliğinde Türk milleti şefini,liderini,temsilcisini bulmuş,ümit ve geleceğini ona bağlamıştır.
Milli mücadelenin sembolü olarak önce Atatürk’te,milli bağımsızlık ve özgürlük fikrini bulmaktayız.Yeni Türk Devletini kurma fikri bağımsız ve özgür bir Türkiye’nin siyaset ve hukuk alanında kıymet ve değer kazanmasıdır.
Mütakere sonrası dönemde Yıldırım orduları grup komutanlığına tayin edilen Mustafa Kemal Paşa,Mondros Antlaşması’nın hükümlerine,onun yorumlanmasına ve uygulanmasına tepki göstererek karşı koymuştur.Bu sebeple İstanbul Hükümeti ile tam bir anlaşmazlığa düşmüştür.
Tarihin büyük insanı;kaderin Türk milletine büyük lütufu,büyük kurtarıcı,artık yeni bir hizmetin ve vazifenin başında olmuştur.
Mütakere ile Osmanlı Devleti fiilen sona ermiştir.Ölüleri diriltmek,dereleri tersine akıtmak mümkün olmayacağı için,yeni bir devlet,özgür ve bağımsız bir devlet Atatürk’ün gençliğinden beri arzuladığı modern devleti kurmak gerekiyordu.Atatürk bu tarihi kararı Yıldırım Orduları Grup Kumandanı olarak Adana’da vermiştir.Bu tarihi olayı,15.03.1923’te Adana’da Türk Ocağı’nda yaptığı bir konuşmada,”Bende bu olayların ilk teşebbüs hissi bu memlekette,bu güzel Adana’da doğmuştur.”diye dile getirmişti.
Yıldırım Orduları Grup Kumandanı Mustafa Kemal Paşa,Adana’da bulunduğu zaman Adana’nın ileri gelenlerini ve gençlerini düşman işgaline karşı savunmaya teşvik ve aralarında bir teşkilat kurarak hazırlanmalarını telkin eylemiştir.Aynı yolda teşkilat kurarak milli kuvvetleri toplama yolundaki telkinleri Antepli Ali Cenani Bey’e de söylemiştir.
Yıldırım Orduları Grup Kumandanı Mustafa Kemal Paşa,Adana’da Ali Fuat Paşa ile yaptıkları bir görüşmede:
“Artık milletin bundan sonra kendi haklarını kendisinin araması ve müdafaa etmesi bizlerinde mümkün olduğu kadar bu yolu göstermemiz ve bütün bir ordu ile beraber ile yardım etmemiz lazımdır.”demiştir.
Herkesin teslim olmasına karşılık,Mustafa Kemal,o en umutsuz görünen şartlar içinde dahi vatan ve millet kurtuluşu uğruna bir şeyler yapabileceği inancı içinde idi.
2.SAMSUN YOLCUSU MUSTAFA KEMAL PAŞA
Daha sonraları İstanbul’a gelen Mustafa Kemal Paşa için esas hedef,Anadolu’ya geçerek en itimat ettiği bir komutanın yanında Milli Mücadele’ye başlamaktı.Ali Fuat Paşa kolordusu ile birlikte Mustafa Kemal Paşa’nın emrinde olmuştur.
Mustafa Kemal Paşa,İstanbul’a siyasi duruma hazır olmak ve Anadolu’nun kurtuluşunun stratejisini çizmek için gelmiştir.
Mustafa Kemal Paşa,İstanbul’a geldikten sonra da Ali Fuat Paşa ile görüşmüşler ve bu görüşmelerde Mustafa Kemal Paşa’nın Türk milletini kurtarmak için nasıl mücadeleye atılacağı gerçeği ortaya çıkmıştır.Ali Fuat Paşa,hatıralarında bu noktaya temasla,”Kemal Paşa eğer bir vazifeye kendisini tayin ettiremezse,Anadolu’da en itimat ettiği bir kumandanın yanına gideceğini ve ilk defa işe oradan başlayacağını söylüyordu.”Ali Fuat Paşa,Mustafa Kemal Paşa’ya,”ben ve kolordum daima emrindedir.şeklinde cevap vermiştir.
Fevzi Çakmak’ın anlattığına göre15 Mayıs 1919 sabahı İstanbul’da Erkanı Harbiye Reisliğinde, Cevat ve Fevzi Paşalar konuşurken Anadolu’da bir “Milli İdare” kurulması konusunu ele aldıklarında,görüşmeye katılan Mustafa Kemal Paşa “ben zaten bunun için Anadolu2ya gidiyorum” demiştir.
Ünlü Alman Profesör Jaschke’nin haklı olarak belirttiği üzere,Atatürk’ün bu tarihi kararını uygulama yolunda işaret edebileceğimiz önemli bir delil de ,IX. Ordu Müfettişliğine tayin edilmeden önce VI. Orduya Ali İhsan Paşa’nı yerine gitmek istemesini,tasarladığı Milli Mücadele bakımından uygun görülmemesinde aramalıdır.
Ancak burada çok önemli bir noktayı açıklamak gerekecektir.Mustafa Kemal Paşa kendisine böyle bir vazife verilse de verilmese de Anadolu’ya geçerek milli kurtuluşu organize edecekti.Bu hususta İstanbul’da Ali Fuat Paşa ile yaptığı konuşmalar Mustafa Kemal Paşa’nın kendi hatıralarında belirttiği üzere bu vazifenin kendisine verilmesinden önce İsmet İnönü ‘ye özel olarak yaptığı açıklamalar ve müfettişlik vazifesini aldıktan sonra talimatın en geniş yetkilerle donatılması gereğinin görüşüldüğü anda Genel Kurmay İkinci Başkan Diyarbakırlı Kazım Paşa’nın “bir şey mi yapacaksın” sorusuna karşı,Mustafa Kemal Paşa’nın “evet bir şey yapacağım” şeklinde cevabı önceden Anadolu Kurtuluş hareketinin düşünülmüş,karar verilmiş olduğunu delilleri ile göstermektedir.
Mustafa Kemal Paşa’nın Anadolu’ya geçmek için fırsat aradığı bir anda,Babıali’nin Mustafa Kemal Paşa’yı İstanbul’dan uzaklaştırmak için aradıkları vesile ortaya çıkmış ve bir memuriyet bulunmuştur.Ordu Müfettişi unvanı ile Mustafa Kemal Paşa’nın Anadolu’ya gönderilmesinden maksat Samsun havalisinde Rumlara Tecavüz eden Türklerin haddini bildirmek ve Anadolu’da beliren milli teşekkülleri de ortadan kaldırmaktır.Maksada hizmet etmek üzere hazırlanan talimata Mustafa Kemal Paşa’nın arzusu ile iki önemli madde eklenmiştir.Ordu müfettişi olarak Mustafa Kemal Paşa Doğu vilayetlerinde bulunan birliklere olduğu gibi vilayetlerin de emir verebilecekti.Ayrıca bu mıntıka ile herhangi bir temasta bulunan askerleri ve idari makamlara da yazı ile durumu bildirme yetkilerini de haiz olacaktı.
Samsun’da Rumlara tazyik eden Türklere hadlerini bildirmek üzere Anadolu’ya gönderilen Mustafa Kemal Paşa bütün doğu illeri için Ordu Müfettişliği yetkisini alıyordu.Böylece Mustafa Kemal Paşa tarihi görevini yerine getirmek için önemli bir fırsat yakalamıştı.Harbiye Nezaretinden çıkarken Mustafa Kemal Paşa,”Talih bana öyle müsait şartlar hazırlamış ki kendimi onların kucağında hissettiğim zaman ne kadar bahtiyarlık duydum,tarif edemem.Nezaretten çıkarken,heyecanımdan dudaklarımı ısırdığımı hatırlıyorum.Kafes açılmış önünde geniş bir alem kanatlarını çırparak uçmaya hazırlanan bir kuş gibi idim.”
Prof. Gotthard Jaschke,Ordu Müfettişi Mustafa Kemal Paşa’nın bu yetkileri almak için gösterdiği çabayı,üstün bir başarı olarak değerlendirmektedir.
Gotthard Jaschke’ye göre Mustafa Kemal’in Anadolu’ya tayinin gösteren “6 Mayıs 1919 tarihli talimat bir diplomasi şaheseridir.”Bu talimat Mustafa Kemal Paşa’nın asıl niyet ve maksadını gizleyerek büyük bir devlet ve politika adamı olarak başarısını göstermektedir.
Mustafa Kemal Paşa’ya Samsun’da vazife,asıl amacına ulaşan yolda kendine imkan hazırlamıştır.Bu vazifenin verilişi ile ilgili olarak Mustafa Kemal Paşa şunları dile getirmektedir:”Bana bu yetkiyi onlar bilerek ve anlayarak vermelidir.Onlar,Mustafa Kemal’in düşüncesi hakkında en küçük bir tahminleri olsaydı,Anadolu’ya yollamazlardı”.
Mustafa Kemal Paşa,millet egemenliğine dayalı,kayıtsız ve şartsız bağımsız yeni bir Türk Devleti kurmak için millet hizmetinde,Milli Mücadele hareketine,19 Mayıs 1919’da başlamıştır.Parola,ya İstiklal,ya ölümdü.
En büyük gücü,Türk Milleti,Türk Milletinin bağımsızlık aşkı ve Türk Milletinin tarihinin akışı içinde oluşan,gelişen sağ duyusu idi.Türk milleti esir yaşayamazdı.Bağımsızlık Türk Milletinin karakteri idi,tarihinin oluşturduğu bilinçli bir tutkusu idi.
Mustafa Kemal Paşa,Türk Milliyetçiliğini ve millet egemenliğini,Milli Mücadelenin temeline oturarak,zafere,tam zafere ulaşmıştır.
Tarih,büyük Atatürk’ü Türk Milletini olduğu kadar,bütün mazlum ve mağdur milletleri kurtuluşa yönelttiği için kurtarıcı olarak saygıyla anacaktır.
Birinci Dünya Harbi’nin sonunda Osmanlı Devleti’nin yerine yeni bir Türk Devleti kurma fikir ve idealini gönlünde yaşatan büyük kurtarıcının dayandığı temel fikirler nelerdi? Bu fikirler nasıl oluşmuştur?
Atatürk’ün Fransız İhtilali’ni hazırlayan fikir adamalarını incelediği,felsefe ile uğraştığı,bir gerçektir.Birinci Dünya Harbinde yaveri Şükrü Tezel tarafından yayınlanan Atatürk’ün kendi el yazısı ile ilgili anılarında,savaş sırasında dahi Atatürk devamlı okumakta ve incelemektedir.Okuduğu eserler geniş bir kültür hazinesine imkan verecek eserlerdir.Karsbad’da hasta olarak bulunduğu sürece felsefi eserler okuduğu sosyalizm ile liberalizm münakaşalarını,özetlediğini notlarında görmekteyiz.Atatürk okuduğu eserlerle ve vardığı sonuçlarla yeni bir dünya anlayışı getirmiştir.
Atatürk,Türk fikir hayatında ilk defa milli egemenlik teorisini ortaya atarak, güçle savunmuştur.Medeni ve insani milliyetçilik anlayışı onun eseridir.Samsun’a ayak basmadan oluşan bu fikirler,38 yaşındaki genç ordu müfettişinin yeni bir devlet kurmak için ortaya attığı kendine özgü,orijinal fikirlerdir.Siyaset bilimi açısından ele alındığında toplumu yöneltmek için topluma kazandırdığı yeni değerlerdir.
Mustafa Kemal Paşa,Samsun’a çıkmadan çok önceleri,Türk Milletinin bağımsız yaşama azim ve kararını tarih ilminin verileri ile bulmuş,tespit etmiş,bundan yararlanarak,Milli Mücadelenin temeline milliyetçilik,milli egemenlik ve milli bağımsızlık ilkelerini oturtturmuştur.
Atatürk,Milli Mücadeleye belirli bir doktrinin dar kalıpları içinde başlamamış,Türk Milletinin özelliklerini dikkate alarak Türk Tarihinin verilerinden yararlanarak elde edilen sonuçlarla işle girişmiştir.Tarih,anahtar ve hazine olarak Mustafa Kemal Paşa’ya yardımcı olmuş,siyaset bilimi yol göstermiştir.
Mustafa Kemal Paşa Samsun yolculuğuna,isteyerek,bilerek,hesap ederek çıkmıştır.Elde edilen sonuçlar bütün milletler için,siyaset bilimi için ortaya konulan değerlerdir.
Mustafa Kemal Paşa’nın,Samsun’a varır varmaz müfettişliğin kendisine yüklendiği vazifeleri yerine getirmek amacıyla hazırladığı 22 Mayıs 1919 tarihli rapor,ordu müfettişini bir çok noktalarda talimatın hududunu da aşarak bütün memleket mukadderatı ile ciddi bir şekilde uğraştığını göstermektedir.Raporda yer alan,”Türklüğün yabancı mandasına ve kontrolüne tahammülü yoktur.”,”Millet,milli hakimiyet esasını ve Türk Milliyetçiliğini kabul etmiştir.Bunu gerçekleştirmeye çalışacaktır.”,şeklindeki ifadele,ihtilalci Mustafa Kemal’in ilk haykırışları idi.Tevfik Bayıklıoğlu’na göre “bu rapor,gerçekte,bir ihtilal programından farksızdı.”
Mustafa Kemal Paşa Samsun’da güvenliğin korunmasını sağlayacak tedbirleri aldıktan ve ordu ile ilk ilişkiyi kurduktan sonra,Samsun’un İngiliz işgalinde ve kıyıda bulunması ve civardaki Rum çetelerinin faaliyetinden ötürü karargahının içeride daha emin bir yere naklini zorunlu görmüş ve büyük davayı yürütmek için 25 Mayıs1919’da Havza’ya hareket etmiştir.
1919’un bunalımlı durumundan 1922’nin parlak zaferini çıkaran,Türk Milletinin azim ve iradesini temsil eden Mustafa Kemal Paşa,şef ve lider olarak,Milli Mücadele davasına fiilen Samsun’dan itibaren başlamış,haksızlığa,esarete,zülüm ve baskı idaresine karşı baş kaldırmıştır.