|
“Kudretsiz dimağlar (zihinler), zayıf gözler, hakikati kolay göremezler. O gibiler büyük Türk milletinin yüksek seviyesine nazaran geri adamlardır.” (1925) |
|
Öğrenci gözünde öğretmen
Çankaya'da bir ilkokul açılmıştı. Köşkün çevresinde bulunan bu okulu bir
gün Atatürk ziyaret etmiş. Öğretmen tahta başında öğrencilere ders
veriyormuş. Cumhurbaşkanı girer girmez saygı işaretini vermiş, çocuklar
ayağa kalkmış ve oturunuz işaretini verdikten sonra yüzünü tahtaya
çevirerek derse devam etmiş. Atatürk, beş on dakika ayakta ders dinlemiş
ve çıkarken öğretmen yine aynı ses, aynı eda ile çocukları ayağa
kaldırmış ve oturunuz işareti verir vermez derse devam etmiş.
Asaf İLBAY - Tan Gazetesi, 08.06.1949 |
|
İşte sonuç
Atatürk, Mudanya yolu
ile Bursa'ya gidiyordu. Kalabalık bir halk kütlesi iskelede etrafını
çevirmiş bulunmakta idi. Bir kadının, elinde bir kâğıtla Atatürk'e
yaklaştığı görüldü. Zayıf bir kadındı. Ata'nın yolunu keserek titrek bir
sesle: - “İşte Cumhuriyetten beklediğimiz sonuç!..” diyordu.
Hulusi KÖYMEN - Uludağ Dergisi, 1941 |
|
İzmir suikastı
İzmir'de hazırlanan o
alçakça suikastın sonuçsuz kalmasından sonra bir gün bize şu olayı
anlatmıştı:
O zaman cebimdeki
tabancayı çıkararak kendisine uzattım: Yahya Galip KARGI - Yücel Dergisi, 1948
|
|
Askerle güreş
Bir gezisinde,
Kolordu binasının kapısında aslan yapılı bir Mehmetçik gördü. Çağırdı ve
güler yüzle sordu:
Tahsin UZER - Millet Dergisi, 1946
|
|
Alçakgönüllü
Atatürk'ü, 1938
Gençlik ve Spor Bayramı günü, son defa, 19 Mayıs Stadyumu'nda gördüm.
Şeref tribünü kapısında -o zaman küçük bir çocuk olan kızıma- o günün
anısı olan rozetini taktırmayarak bir şeyler söylüyordu. Zayıf ve
yorgundu.
Nasuhi BAYDAR - Tan Gazetesi, 10.11.1946 |
|
“İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan mürekkeptir. Kabil midir ki, bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünlüğü ilerleyebilsin. Mümkün müdür ki, bir cismin yarısı toprağa zincirlerle bağlı kaldıkça öteki kısmı göklere yükselebilsin?”
|
|
Benim adım Ata değil
Atatürk'ün sinirlendiği önemli bir nokta vardı. Gazetelerde, kendisine "Ata" denildiğini okudukça şöyle dedi:
Şükrü KAYA, Dünya Gazetesi, 10.11.1953 |
|
Gömüleceği yer
Atatürk'ün gömüleceği yer ve toprak:
Prof. Dr. Afet İNAN, Ulus Gazetesi, 25.06.1950 |
|
Sokak çocuğu
Atatürk'e, düşmanlarından bir bayan, bir yabancı gazetede (sokak çocuğu ve zalim) diye yazılar yazmak küçüklüğünü göstermişti.
Enver Behnan ŞAPOLYO, Milli Mücadele Tarihi, 1944 |
|
“Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk denir.” (Atatürk)
|
|
Mutsuz lider
Bir akşam sofrasının
hararetli bir döneminde Mustafa Kemal, kişisel özgürlüğünün birçok
bölümlerinden yoksun bırakılması acısını hüzün dolu sözlerle şöyle
anlattı: Damar ARIKOĞLU - Hatıralar, 1961 |
|
Abdülhamid
1937 yılında idi. Yaz
aylarından biri. Doğrudan doğruya kendi kontrolündeki bir gazetede
"Makedonya" adlı bir eserim tefrika ediliyordu. Bir akşamüstü Başyaver
Celâl (Üner) Bey beni telefonla aradı. Dolmabahçe Sarayı'na davet
edildim. Ve Saraya gidince de, hemen hiç bekletilmeden, üst kata
çıkarıldım. Bir kapı açıldı, kendimi Büyük Adamın karşısında buldum.
Saygılarımı bildirince, belli bir iki nezaket cümlesi ile beni okşadı.
Sonra:
Nizamettin Nazif TEPEDELENLİOĞLU - Hürriyet Gazetesi, 31.07.1958 |
|
Yanına aldığı ilk er
O, Samsun'a çıktığı
zaman, üstü başı yırtık, postalları patlamış, silahsız bir er gördü.
Yüzünün rengi bakıra dönmüş, yağlan eriyip kemik ve sinir kalmış bu Türk
askeri ağlıyordu. O'na sordu: Burhan Cahit MORKAYA |
|
“Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır.” (1931) |
|
Kahraman Türk kadını
17 Mart 1923 Tarsus:
—Kahraman Türk kadını! Sen yerlerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde yükselmeye layıksın."
Taha TOROS |
|
“Türk Orduları Başkumandanıyım”
Afyonkarahisar'ın
hatlarının çözülmesi sonunda birkaç Yunanlı tutsak, geceleyin Mustafa
Kemal'in çadırına getirilmişti. Bunlardan birisi, Muzaffer Generalin
doğup büyümüş olduğu Selanik'ten gelmişti. Yüz, kendisine yabancı
gelmediğinden ve üniformasında da hiçbir bellilik görmediğinden kim
olduklarını ve rütbelerini sormaya başlamıştı:
General Sherril - Atatürk Nezdinde Bir Yıl Elçilik, 1935
Suriye hemşirenizi de kurtarınız
1923 Mart'ının 17. Cumartesi günü Mersin'e giriyoruz. İstasyonda yaya olarak topluluk halinde ilerlerken, yolun ortasında, aynen Adana'ya girerken olduğu gibi, büyük bir levha taşıyan birkaç kız, Şef’in karşısına çıktı. Levhada şu cümle yazılı idi:
İsmail Habip SEVÜK
|
|
“Millî egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, yok olur. Milletlerin esareti üzerine kurulmuş müesseseler her tarafta yıkılmağa mahkûmdurlar. “ (1929) |
|
Genelgeyle devrim olmaz
1924 yılının
ilkbaharıydı. Erzurum ve Pasinler'de depremde birçok köyün evleri
yıkılmıştı. Zarar gören halkla görüşmek için Pasinler'e gelen Atatürk,
halkın içinden ihtiyar bir köylüyü çağırdı: —Köylere genelge
yolladık Paşam,” dedi. Atatürk'ün fırtınalı yüzü, daha çok karıştı:
Ahmet Hidayet REEL
Yenilseydik sorumlu ben olacaktım
Bir aralık konu İstiklâl Savaşı'na geldi. Dikkat ettim, Binbaşılar dâhil her komutanın hangi birliğe komuta ettiğini, nerede bulunduğunu, -bir gün önce olmuş gibi- hatırlıyordu. O savaş ki araç, gereç, personel kıtlığı bugün güç tasavvur edilirdi. Tümenlere binbaşılar, Kolordulara yarbaylar komuta ediyordu! Fakat bu kadro canını dişine takmış bir ekipti. Var olmak ya da olmamak bu savaşın sonucuna bağlıydı. 30 Ağustos bu ruh haletinin eseriydi. Böyle bir dramı, hem yazarı, hem baş aktörünün ağzından dinlemek müstesna bir mutluluktu. O anılar Ata'yı coşturdukça coşturuyordu. Anlatmalarında abartma yoktu. Ama bu anlatış öylesine canlı, öylesine plastikti ki, hepimiz heyecandan heyecana sürükleniyorduk. Anlatışlarını şöyle bağladı:
Ord. Prof. Sadi IRMAK - Atatürk'ten Anılar, 1978 |
|
“Bu memleket tarihte Türktü, halde Türktür ve ebediyen Türk olarak yaşayacaktır.” (1923) |
|
Savaş emirleri
Şükrü Kaya'nın, bir
30 Ağustos Zafer Bayramı gecesi sofrada:
Nejat SANER - Cumhuriyet Gazetesi, 13.11.1970 |
|
Selanik
Millî Mücadele henüz
bitmiş, ordularımız Meriç sınırına dayanmıştı. Çankaya'da oturuyorduk.
Atatürk'ün Selanik'ten çocukluk arkadaşı Nuri Conker dedi ki:
Hamdullah Suphi TANRIÖVER - Cumhuriyet Gazetesi, 16.11.1941 |
|
İnanmayanlar da haklıydılar
Mustafa Kemal realist bir liderdi. Lekelemelerin politika kadrosunu nasıl daraltacağını ve kendisini bir avuç partizan takımı elinde bırakacağını düşünerek, açıkça bir suç işlemiş olanlar dışında yalnız kişisel değerlere saygı gösterdi. Sicil yoklamalarına rağbet etmedi. Bir gün bana:
Falif Rıfkı ATAY - Mustafa Kemal, Mütareke Defteri, 1955 |
|
“Muvaffak olmak için her türlü yardımdan ziyade bütün milletçe sporun mahiyeti, kıymeti anlaşılmak ve ona kalpten sevgi göstermek, onu vatanî vazife saymak lâzımdır.” (1926) |
|
İkinci Dünya Savaşı
Hastalığının
ilerlemiş zamanında:
Nihat Reşat BELGER - Atatürk'ün Hastalığı |
|
“Bir milletin ruhu zaptolunmadıkça, bir milletin azim ve iradesi kırılmadıkça o millete hâkim olmanın imkânı yoktur. Hâlbuki asırların yarattığı millî bir ruha, kuvvetli ve daimi bir millî iradeye hiçbir kuvvet karşı koyamaz.” (01.09.1924) |
|
Dil alanındaki çalışmalar
Dil alanında bir
kaynak sorununu ileri sürünce, ortaya, kâğıt kalem ve Atatürk'ün kendi
eliyle açıklamalar yapılmış diksiyonerler getiriliyor. Yunanca'dan
getirilen kelimelerin, onları bir başka dile bağlayan daha eski bir
etimolojisi aranıyor.
Prof. PITTARD - Cumhuriyet Gazetesi, 03.12.1938 |
|
Köylü milletin efendisidir
Bir gece beraber
oturuyorduk. Yanımızda Siirt milletvekili Mahmut Soydan, şimdiki
Macaristan elçimiz Ruşen Eşref Onaydın, bir de Soysallı vardı. Atatürk,
ertesi günü Büyük Millet Meclisi'nde okuyacağı söylevi hazırlıyordu.
Mahmut'la Ruşen Eşref not tutuyorlardı. Atatürk ara sıra bana da, "Ne
dersin?" diye soruyordu. Ben ne diyebilirim? Hiç... Sonra Atatürk bana
döndü ve dedi ki:
Prof. Mahmut Esat BOZKURT - Tan Gazetesi, 10.11.1942 |
|
Yeni kelimeler
Atatürk, yeni
kelimeler için şöyle derdi:
Prof. Dr. Afet İnan - Atatürk'ten Hatıralar |
|
“Ordumuz, Türk birliğinin, Türk kudret ve kabiliyetinin, Türk vatanseverliğinin çelikleşmiş bir ifadesidir.” (1937) |
|
Anadolu’nun müziği
Atatürk söylüyor:
Emil LUDWIG - Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri |
|
Sen ne olacaksın ki?
Mustafa Kemal,
Selanik'te yine bir akşam o zaman Sağlık Müfettişi olan eski Dışişleri
Bakanı Dr. Tevfik Rüştü Araş, Nuri Conker, Salih Bozok beylerle birlikte
Olimpiyos birahanesinde oturmuşlar içerlerken, devletin dış siyaseti söz
konusu oluyormuş. Bu arada Mustafa Kemal Bey birtakım acı eleştiriler
yaptıktan sonra işi şakaya dökmüş ve Tevfik Rüştü Bey'i göstererek:
Ali KILIÇ - Milliyet Gazetesi, 15.10.1951 |
|
“Askerî hareket, siyasî faaliyetin ümitsiz olduğu noktada başar. Ümidin güven verici bir şekilde geri gelmesi orduların hareketinden daha hızlı hedeflere varışı temin edebilir.” (1922) |
|
Harf devrimi
Yeni Türk alfabesinin
ilk biçimlerini kendisine götürdüğüm zaman, Komisyonun en aşağı beş
yıllık bir geçiş dönemi düşündüğünü söylemiştim. Gazeteler önce birer
sütunlarını yeni harflere ayıracaklar, yavaş yavaş bu sütun sayısı
artacak, sonunda bütün gazeteler yeni harflerle çıkacaktı. Okullar için
de buna benzer basamaklı yöntemler düşünmüştük. Dikkatle dinledikten
sonra bir daha sordu:
Falih Rıfkı ATAY |
|
Programsızlık
Sen değil mi ki, bir
kitapta okuduğum şu: Napolyon'a sormuşlar: Programınız nedir? O da cevap
vermiş ki:
Ruşen Eşref ÜNAYDIN - Atatürk'ü Özleyiş |
|
“Benim hayatta yegâne fahrim, servetim Türklükten başka bir şey değildir.” (1923) |